Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

15 Ağustos 2014 Cuma

Bazıları neden iyileşemiyor?

Aslında bu soruya bir çok kez cevap verdim, fakat nedense kimse anlamıyormuş gibi davranıyor. 2014 Mayıs'ındaki "Myeloma ile geçen sekiz sene" yazısında işin sırrını bütün açıklığı ile anlattım. Sonuç? Tam bir sessizlik. Ne bir yorum..ne bir tepki..

Türk milleti tuhaf bir toplum. Ya da bana öyle geliyor. Bir sorunla karşılaştığında, o sorunu oluşturan nedenleri tek tek bulup çözmek yerine, ağlayıp sızlamayı tercih ediyor. Sorunu, kökten ele alan yazıları değil, dertleşen yazıları okumayı seviyor. İyimserliğe değil, kötümserliğe prim veriyor.

Burada bizim derdimiz nedir? Yani, kanseri oluşturan nedenler nedir?

Myeloma için bilinen nedenler şunlar :

1- Genetik miras
2- Çevre kirlenmesi
3- Kötü gıdalar
4- Çalışma koşulları
5- Psikolojik faktörler (doğamız)
6- Geçirilen hastalıklar
7- Kişisel seçimlerimiz

Tıp otoriteleri farklı düşünebilir tabi ki. Bunlar benim argümanlarım.

Şimdi bunları biraz açayım:

1- Genetik miras : Ailenizin geçmişinde kanser varsa, sizin de kanser olma riskiniz yükseliyor. Benim ailemde yok bildiğim kadarıyla... Fakat eskiler ölüp giderdi, kimse de neden öldüğünü tam bilmezdi. Muhtemelen herkesin aile geçmişinde vardır bir iki kişi. Ama bazı ailelerde göze çarpan ölçüde fazla olabilir.

2- Çevre kirlenmesi : Kimsenin umurunda değil, öyle değil mi? Leş gibi akan dereler, pis denizlerde, bedenlerinde ağır metaller (örneğin civa) ile dolaşan balıklar, soluduğumuz kirli hava... Örnekleri çoğaltmaya gerek var mı? Hala HES'lere devam edelim, nükleer reaktörler kuralım, ormanları kesip yol yapalım, dev hava alanları inşa edelim... Çok değil, yirmi yıl sonra daha da beter olacağız.

3- Kötü gıdalar : Açıklamaya gerek var mı bilmiyorum? Margarin denen illeti, genetiği değiştirilmiş tohumlardan yapılmış ekmeği, GDO'lu mısırdan üretilen mısır şurubu ile yapılmış gazozu yiyerek-içerek büyüdüyseniz, ne olmayı bekliyorsunuz ki? Sağlıklı  nesiller yetiştirmeyi mi?

4- Çalışma koşulları : Ben çalışma hayatımın önemli bir kısmını, bilgisayarlar (büyük server'lar), sistemler ile uğraşarak geçirdim. Elektromanyetik radyasyonun, hücre yapısını bozduğu da, bilimsel olarak ispatlandı. Buna benzer olarak, madencilerin soluduğu kirli havanın akciğer kanseri ile ilişkisi biliniyor..

5- Psikolojik faktörler (doğamız) : Bu blog'un takipçileri bilir, benim en çok önem verdiğim konu budur. Çünkü ben somut gerçeklik olarak algıladığımız dünyanın, önemli yanılgılar içerdiğine ve düşüncemizi değiştirerek maddeyi de değiştirebileceğimize inanırım. Şimdi böyle söyleyince, insanlar gülümseyerek bakıyor. (Zararsız deli :) 

Burada aslında iki cümle var: 1- Algılamamız yetersiz ve güvenilmezdir; Tüm felsefe birikimi 2500 yıldır bunu anlatıyor ama kim anlıyor? 2-Gerçekliği değiştirebiliriz; Evet değiştirebiliriz çünkü gerçeklik aslında yoktur. (Henri Bergson okumaya ne dersiniz? -Madde ve bellek- Kendisi nobel ödüllü sıkı bir filozoftur. Hind klasikleri de aynı şeyi anlatır, yani "Maya" yı.)


Buraya kadar olan, felsefeciler içindi. Şimdi işin Türkçe'sini anlatalım: Sadece canınızı çok sıkarak olmayan hastalığı yaratabilirsiniz. Bu bilinmedik bir şey değil.

Louise Hay adında bir Amerika'lı yazar vardır. Bir de kitabı : Düşünce gücüyle tedavi. Kendisinden pek hoşlanmam, çünkü basit, sığ ve tüccar yaklaşımlı bir kadındır. Fakat konuyu bir çok insanın anlayabileceği şekilde anlatıyor. (Ki, bu benim pek yapamadığım bir şey.) O kitabında, hastalıkların nedenlerini gösteren bir tablo var. Kanser için diyor ki: "Derin acı. Uzun süreden beri var olan kırgınlık. Açıklanamayan bir sır yada hüzün bedeni yer bitirir. Yoğun nefret duyguları. “Ne yararı var ?”

Tabi ki, bu insanın doğası ile de ilgili bir şey. Bazı insanlar hassastır, ince ruhludur. Bu onları dünyanın tüm dertlerinin farkında olmaya iter. (Gel de Budha'yı anma şimdi: Dünya acılarla doludur.) Bu farkındalık, insanın başına beladır.

6- Geçirilen hastalıklar : İnsanın geçmişindeki bazı hastalıkların da, kansere ya da kanserin büyümesine neden olacak şartların oluşmasına zemin hazırladığı biliniyor. Hatta kanser-virüs ilişkisi bile kuruluyor. Benim gençliğimde de buna benzer bir şey var; Lise öğrencisi iken çok ateşlenip bir kaç gün yatmıştım, nedeni de anlaşılamamıştı. Bir neden olabilir mi? Bilmiyorum. Bu ilişkileri bilmemiz de imkansız görünüyor zaten.

7- Kişisel seçimlerimiz: Bildiğiniz gibi, deli gibi sigara içiyorsanız, akciğer kanserine yakalanma olasılığınız çok artar. Sigara ve alkol, bilinen suçlular. Bir de sizi kanser eden insanlar var.

Şimdi madem sonucu oluşturan nedenleri yazdık, ne yapabileceğimizi de yazalım:

1- Genetik miras
Yapabileceğimiz bir şey yok. Yalnız buradan, bu hastalıkla uğraşanların çocukları, ara sıra kontrole gitmeyi önemsemeliler sonucu çıkıyor.

2- Çevre kirlenmesi
Yapabiliyorsanız, sakin bir ege kasabasına yerleşin. Ben yapamadım.

3- Kötü gıdalar
Kesilecek.. Şakası yok. Kutu ambalajda satılan hiç bir şey yenilmeyecek, içilmeyecek. Olabildiğince, doğal olana, eskiye dönüş gerekiyor: Tam tahıl-çavdar ekmeği, GDO'suz, doğal gıdalar. Bol sebze. Tavuk artık çok şaibeli, köy tavuğu bulabiliyorsanız ne ala. Et için de aynısı geçerli. Şekeri olabildiğince azaltmak gerekiyor. (Kanseri besliyor.) İçinde koruyucu olan, mısır şurubu içeren hiç bir şey yenmeyecek. Meyva, sebze ekolojik pazardan. Köy sütü alıp, yoğurdu evde kendiniz mayalayın. Maya'yı da köyden alın, asla hazır yoğurtları kullanmayın. Kendinizin mayaladığı kefiri içmek de çok akıllıca. (Hazır kefiri değil!) Bol balık yemek gerekiyor, ama kirli denizlerden çıkanlara dikkat. 

Bu arada... Ben bunların tümüne uyuyor muyum? Eh.. çoğuna diyelim. Ara sıra kaçamak yaptığım oluyor. Şeker bağımlılığı beni en çok yoran konu. 

4- Çalışma koşulları
Aynı çalışma ortamında, şartlarında asla çalışmamalısınız. Hiç çalışmamak da iyi değil, bir süre sonra kendinizi yormadan çalışabilirsiniz... Ama bir süre sonra.. Kendinizi iyi hissedince..

5- Psikolojik faktörler (doğamız)
Bu konuda yazdığım bir çok yazı var... Tuhaf bir şekilde, sessizlikle karşılanıyor. (Bkz: Myeloma ile geçen sekiz sene). Ruhen iyileşmeyen, bedenen iyileşemez diyorum... Kimseden tık yok... E ben daha ne anlatayım?

6- Geçirilen hastalıklar
Yapacak bir şey yok.

7- Kişisel seçimlerimiz
Baca gibi tütmek yok, ama akşam yemeğinden sonra bir keyif sigarası tüttürülebilir. Ömrü uzatır :)

Ve tabi ki ilaçlar... Onlarsız olmuyor ama sadece hap içerek iyileşmeyi beklemeyin.

Bunlara ek olarak, belirtmek istediğim son bir şey daha var:

Myeloma ile yaşamak, ölümle dans etmektir. Bu dans illa ki kötü olmak zorunda değil, büyük oranda, ölümden ne anladığınıza bağlı. Ne kadar korkarsanız, o kadar sürükler sizi, perişan eder. Kendinizi ona bırakırsanız, size dünyanın ne kadar güzel, ne kadar çirkin, ne kadar anlamlı ve ne kadar anlamsız olduğunu gösterir. Bu büyüleyici dansı bitirmek de size kalır.


5 yorum:

  1. Ümit Bey,
    Bilim adamlarına rağmen yaptığınız tespitlere ve “Türk milleti tuhaf bir toplum” sözünüze yürekten katılıyorum. Bu hastalıkla, size göre çok daha yeni tanışan biri olarak, ben sizin kadar nezaketli olamıyorum galiba. Türk milleti dediğimiz kim ? Böyle bir milletin varlığından artık şüpheliyim… Varsa da zır cahil, duyarsız, alaturka ve tembel bir insan topluluğundan söz ediyoruz sanırım ki bu insanlarla aynı milletten olduğumuzu kabul edemiyorum doğrusu… Ben hastasını bir gün daha fazla nasıl yaşatırım, nasıl kaliteli yaşatırım derdinde bir hasta yakını olarak, 48 saatin 35 saatini hastanedeki cahil hemşireler, duyarsız doktorlar, zorla ziyarete gelen yakınlar, hastamın sorunları, kemonun yan etkileri ve miyelom ile savaşarak, kalan 13 saatiniyse yerli- yabancı miyelomla ilgili internet sitelerinde yazanları okuyarak, hastamı enfeksiyondan kaybetmemek için çarşaf, nevresim yıkayıp ütüleyerek geçiriyorum. Antidepresanın dibine vuruyorum ki ağlamayayım, neşeli moralli görünüp hastama güç vereyim. Her gün, duş alacak enerjiyi bile zor bulurken, makyaj yapmadan gitmiyorum hastaneye. Giydiğim tişörtün rengine bile dikkat ediyorum; kırmızı giyersem tansiyonu çıkar mı, siyah giyersem içini mi karartırım diye… Hastam uyusun, dinlensin, melatonin 23-5 arası salgılanıyor diye hastanenin her odaya koyduğu, tek düğmeden kontrol edilen zorunlu (!) gece lambasını dolaplara tırmanıp söküyorum. Yan odadaki, diyalize bağlanan miyelom hastası yakınınınsa umurunda bile değil bunlar… Bizden çok eski oldukları için belki bir iki şey öğrenirim diye konuşmaya çalışıyorum ama tın tın ! Hasta bakıcının bile olmadığı bir hastanede, yataktan kalkamayan hastamın karga tulumba, temizlikçi adam ve tarafımızdan MR’a götürülürken sakatlanmasına boyun eğmekten, laboratuara, kan bankasına, kemoterapi binasına koşturmaktan, idrar ölçüp tartmaktan, uykusuzluktan, yorgunluktan, hastama Amerika ve Avrupa’daki doktorların kesinlikle verilmemesi gerektiğini söylediği zehrin zerk edilmesine seyirci kalmaktan ve bunu bize yaptıran SGK’dan nefret etmekten bitmiş bir haldeyim… Ancak beni asıl perişan eden, muhteşem sağlık reformuna, hizmetlerine inanan, cahil ve sadece başına gelen illete zır zır ağlamayı bilen bu korkunç insan topluluğu ! Böyle bir ülkede dünyaya gelmek en az myeloma yakalanmak kadar acıklı bence…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. modern tıbbın, tüm dünyanın artık terkettiği VADı, üstünlüğü kabul edilmiş ancak daha pahalı yeni ilaçlara tercih eden ve bunu sırf tasarruf diye yapan devletimiz sağolsun. nadir bir hastalık için tasarrufa giderken iki kür VAD sonrası standart olarak yeni ilaçlar ödeniyor sonuçta sağol SGK. Bir kampanya başlatmalı. cumhurbaşkanına mesaj attım geçen. bari bizden sonrakiler istifade etsin diye yeni nesil ilaçlardan.

      Sil
  2. Sizi çok iyi anladığımdan emin olabilirsiniz...

    Fakat depresyonun sizi teslim almasına izin vermeyin.Şu an her şey gerçekte olduğundan çok daha kötü görünüyor. Bu korku tünelinden geçmek gibi bir şey. Bir gün bitecek. Ve siz yaşadıklarınızı inanılmaz bir hızla unutacaksınız.

    İlk fırsatta SGK anlaşmalı bir özel hastaneye geçmeyi düşünebilirsiniz aslında.

    Ülkemize gelince... Evet... İliği çürüdüğü halde, myeloma olduğunu farketmeyen ülke... Çok ironik.

    Her neyse.. Siz biraz daha sıkın dişinizi, iyileşmeye odaklanın. Diğer insanları boşverin. Bu bir ruh olgunluğu meselesidir. Nefret ederek,sinirlenerek yanlış yola girersiniz. Siz de hasta olursunuz. Ancak sabırla ve sakince yol alarak, tünelden sağlam çıkabilirsiniz.

    (Her ikiniz için de söylüyorum); Felsefe tarihinde çok iyi bilinir ki, insanı bu derecede yıpratan fakat öldürmeyen dertler, önemli bir ruhsal ilerleme fırsatıdır. Her iyinin içinde kötülüğün, her kötünün içinde iyiliğin tohumları bulunur. Bu mücadele içinde de, önemli tohumlar var. Onlar hakkında da düşünün. Her ikiniz de, değişmeye gönüllü olursanız, önemli kazanımlar elde edebilirsiniz. Bence, sihirli kelime "bırakmak" dır. Sizin kelimeniz farklı olabilir. Muhakkak, kelimenizi bulmalısınız. Zaten değişmeye gönüllü olmayanın, kelimesini aramayanın iyileşmesi de imkansız. Doğa, kaynak israf etmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ümit Beye kesinlikle katılıyorum ! Sizin sinirleriniz laçka olmuş ve bence sağlıklı düşünemeyecek duruma gelmişsiniz lütfennn rica ederim bu kadar olumsuz ve negatif duygulaarla yüklenmeyin bir de olumlu bir pencereden bakmaya çalışın çünkü kendimden biliyorum olumsuz negatif duygular olumsuzluk getiriyor....Vücuttaki tüm hormon dengesini ve vücudun işleyişini bozuyor....Vücut her türlü hastalığa açık hale geliyor....Dedim ya kendim yaşayarak öğrendim !...Hem siz istediğiniz kadar hastaya hissettirmiyorum zannedin o sizdeki negatif yükü telaşı algılar onu kötü etkilersiniz... Sizden ricam lütfen herşeyi bu denli kontrol altında tutmaya çalışmayın...Çünkü bu hastalıkta bazen kontrol tamamen elden gidiyor ama sonra yavaş da olsa düzelmeler başlıyor...Herşeyi kontrol edemezsiniz kaldı ki özel bir hastanede bile bunu yapamazsınız....Hastanenin işleyişine fazla müdahale etmemeye çalışın çok aykırı durumlar hariç tabiiii....Lütfen bir de hastanedeki tüm personelin açısından da düşünün....Zaten biz ne yaparsak yapalım Allah bazen bizim bir şeyler yaşamamızı istiyorsa buna ne yaparsak yapalım engel olamayız...Yaradanın bizden beklediği tam teslimiyet ve bunu yaptığımız anda zaten her şey yoluna girmeye başlıyor....siz bakın en azından yaşınızı bilmiyorum ama bir yetişkinsiniz benimle 17 yaşında kızım ilgileniyordu ve allahtan başka kimse yoktu bize yardım eden ....Yine de demekki şanslı bir yanınız var....Bu şekilde düşündüğünüzde moraliniz de düzelecekkk....Lütfen sakın kızmayın bana inanın ben de çok ağır şeyler atlattımmm gelecekte ne olacağımızzzzzzz da belli değilll ama sizi eleştirmek değil maksadım sadece bu yaşadıklarınızı yaşamış bir kişi olarak yol gösterici olmaya çalıştımmmm.....Alllah eşinize de en kısa zamanda şifalar versinnn....Moralinizi yüksek tutarak hepsinin üstesinden geleceksinizzz...Hastane odasındaki ışığa falan takılmayın yüksek moralle serotonin de endorfin de fazlasıyla salgılanacaktırrrr....Allahın izni ile herşey düzelecek biraz sabır gerekli çünkü yavaş yavaş oluyor iyileşme.....selam ve sevgilerrr

      Sil
    2. Miyeloma ile 15 yıldır ilaç almadan yaşayan bir hasta hanımla tanıştım.... E.Ü. de doktorlarımızın tüm hastalara verdikleri seminerde....ilik nakli de olmuş o zaman....Bayan gayet sağlıklı görünüyordu.....Temmuz başında tüm hastalara bir seminer verildi bir çok branş doktorları da miyeloma hastalarına bir brfing gibi bilgilendirmeler yaptılar....O bayana diğer hastalar albay adını takmışlar hatta çok hoşumuza gitti gülüştük....Ve aynı kaderi paylaştığımız bir arkadaşımızın 15 yıldır gayet iyi olması bizlere moral de verdi.....Darısı hepimizin başına olsun tüm hastaları allah bağışlasınnnn :)Hepinize allah acil şifa versinnnn.... selam ve sevgilerrrrr

      Sil