Dikkat

Bu bloga girerken ya da yorum yazarken kimsenin isim, mail..vb. bilgisini istenmez, üye olmak gerekmez. Kişisel bilgilerinizi asla vermeyiniz.

Adres satırında (ilk kısmında) myelomabilgi.blogspot.com.tr yazmalıdır.

 

13 Haziran 2017 Salı

Myeloma için yeni tedaviler: T CELL (T hücre) ve Kontrol İnhibütörleri

Madem sordunuz, ben de T Cell (T Hücre) tedavisi ne durumda, bir göz atayım dedim. Gerçekten büyük ilerlemeler varmış.

Fakat onları anlatmadan önce bazı bilgiler vermekte fayda var. Bu güne kadar kanser tedavisinde (tabi ki bu myeloma için de geçerli) hep semptomları, yani ortaya çıkan sonuçları, hasarı durdurmaya ve tedavi etmeye yönelik bir çaba olagelmiştir. Zira kanser, tahminlerinizin çok ötesinde "zeki" bir düşman. Kanser bir hücreyi ele geçirdiğinde, öncelikle hücrenin genetik yapısını ele geçiriyor ve kendini ölümsüz kılıyor. (Evet, bu doğru). Sonrasında, hücreye kendini (yani kanserli hücreleri) hızla ve sınırsız sayıda kopyalaması emrini veriyor. Ve bunlara ek olarak, vücudun bağışıklık (savunma hücreleri) kendine saldırmasın diye çeşitli gizlenme yöntemleri geliştiriyor. Bu gizlenme yönteminin başında da, savunma hücresi onu araştırmaya geldiğinde, kendinin ASLA bir kanser hücresi değil, aksine pek bir düzgün hücre (pamuk helva?) olduğuna ikna edecek bazı kamuflaj malzemeleri (kimyasallar) kullanması geliyor.

Nedense aklıma bizim siyaset geldi….

Her neyse. Bu şeytani zeka ile baş edebilmek için, bilimin uzun bir süre sabretmesi gerekti. 2015 yılı sonunda, sayın Aziz Sancar'a neden Nobel ödülü verdiler biliyor musunuz? (Boşuna vikipedi'den bakarım diye düşünmeyin, vikipediye erişim yasaklandı, ben söyleyeyim). "Kanserle mücadelede DNA onarımı" konulu çalışmalarından dolayı. Ben kendi ağzından açıklamasını dinlemiştim; Adam, yaptığı işin büyüklüğünü iki cümlede özetleyiverdi. Hatırladığım kadarı ile dedi ki: "Yakın zamana kadar, biz çok etkili elektronik mikroskoplar geliştirmiştik, fakat bunlarla hücrenin içine baktığımızda, hücre ölüyordu. Biz hücreyi öldürmeden içinde ne olup bitiyor, bakmayı başardık."

Bu kadar kompleks konuları bu kadar basit anlatıvermek sadece çok zeki adamların harcıdır.

Dolayısıyla, yaptığınız işlerin hücrede nelere yol açtığını, işleyişini nasıl değiştirdiğini gözleyebilmek, ancak birkaç yıldan beridir mümkün. Bunu bir kenara yazalım.

Tabi asıl inanılmaz gelişmeler epigenetik konusunda oluyor. Nedir epigenetik? Fazla detaya girmeden anlatmaya çalışayım: Her bir hücremizde 20,000 den fazla gen var. Her biri kendi içinde bir dizi bilgi taşıyor. Bunları uzuuun barkodlar gibi düşünebilirsiniz. İşte bu kodlar, hücrenin nasıl davranacağını net olarak belirliyor. Hücre bu kod da ona belirtilen direktifler doğrultusunda faaliyette bulunuyor, kimyasallar salgılıyor. Biz de bunların toplamı olarak görünüyor ve davranıyoruz... Yaşıyoruz yani.

Fakat, aynı insan toplumlarında olduğu gibi, gen toplumlarında da bütün genler eşit değil. Bazıları "daha eşit". Bazı genler (epigenetik kontrolünden sorumlu olan genler, bir başka deyişle kontrol odası) diğer genleri açıp - kapatarak bazı özellikleri devreye alıyor ya da susturuyor. Örneğin, kimimizi esmer, kimimizi sarışın yapıyor. Bazılarını uzun boylu, kimisini kısa yapıyor…vb. Kullanılmayacak genleri susturuyor. Ya da bazılarını daha aktif yapıyor. Ve bu kontrolcü genler, kalıtım yolu ile yeni kuşaklara da aktarılıyor. Bazı özellikleri atalarımızdan alıyoruz. Örneğin, huylarımız babamıza değil ama dedemize benzeyebiliyor. Ya da bizim seçimlerimiz, yaşadığımız çevre, hayat şartları, gen yapımızı değiştiriyor ve bunu çocuklarımıza aktarıyoruz.

O halde, içimizde yaşayan ve bizi (bedenimizi) geçici - taşıyıcı olarak kullanan ölümsüz bir varlıktan söz edebilir miyiz sizce? Ne dersiniz.

Kanser de işte bu kontrolcü genleri (yönetimi?) ele geçirip, kendini ölümsüz kılabilen akıllı bir varlık.
Bilim, gen araştırmalarının (genetik biliminin) gelişmesi ile bu karmaşık yapıyı yeni yeni çözebildi ve dünyanın uygar ülkelerinde kilise yapma yarışı değil, ama epigenetik yapıları çözme yarışı var. Neden? Şimdi anlayacaksınız:

Kanser nasıl genlerin kontrolünü başarıyor ise, biz de başarabilir miyiz? Soru bu. Örneğin, bağışıklık hücrelerinin aldatılmamasını sağlayabilir miyiz? Bağışıklık hücremiz nasıl anlayabilecek onun sahtekar bir kanser hücresi olduğunu?

Bunu yapabilmek için iki yeni yöntem var:

1- Kontrol inhibütörleri (yeni tür ilaçlar)
2- Özel eğitimli savaşçı hücreler (T hücreler)

Bu iki yöntem de bu gün kullanılan tedavilerden çok farklı. Bu gün kullanılan ilaçlar, kanserli olan - olmayan hücre ayrımını iyi yapamıyor. Dolayısıyla ortalığı yakıp yıkıyor. Kurunun yanında, yaş da yandığından, bedenimiz büyük hasar görüyor. Biz de tedavi mi oluyoruz, sopa mı yiyoruz anlayamıyoruz. Ciddi yan etkilerle uğraştığımız gibi, asıl düşman hiçbir zaman tam olarak yok edilemiyor. Tüm ümidimiz bir ateşkes. O da ne kadar sürer? Belli değil.

Oysa yeni ilaçların, tedavilerin amacı diğer hücrelere zarar vermeden sadece kanserli hücreleri yok etmek. Bu hem etkiyi çok arttırıyor, hem de yan etkileri minimize ediyor.

1- Kontrol inhibütörleri (yeni tür ilaçlar)

İlk yöntemde (kontrol inhibütörleri), kanserin sahtekarlığını önleme çabası söz konusu. Örneğin, aşağıdaki figürlerde görüldüğü gibi, bağışıklık hücresi (bizim asker) kanser hücresine gelip kimlik ya da şifre soruyor. Kanser hücrelerinin kullandığı birkaç şifre var, bunlara tabi ki şifre değil, protein deniyor. (şifreyi ben uyduruyorum). Örneğin PD-1/PD-L1 ve CTLA-4/B7-1/B7-2 proteinleri bunlardan bazıları. Bağışıklık hücresi sorguya geldiğinde, kanser hücresi ona PD-L1 proteinini gösteriyor. Bağışıklık hücresi de elindeki PD-1 proteinini çıkarıyor. Bu ikisi, mükemmelen birbirine tamamlandığından (bir el sıkışma gibi düşünebiliriz), bağışıklık hücresi dönüp gidiyor. Peki göremezse? Kanser hücresini perişan ediyor, parçalara ayırıyor.



Bu durumda bir ilaç yapsam ve hem kanser hücresinin proteinini (PD-L1) hem de bağışıklık hücresinin proteinini (PD-1) geçersiz kılsam? Ne olur? Bu el sıkışma olmaz. Sonuç da, kanser hücresi için kötü olur.

Peki var mı böyle ilaçlar? Artık var. Uzun yıllardır deneme safhasındaydı ama artık yavaş yavaş piyasaya çıkmaya başladılar. Belki biliyorsunuz, bu işlerde patron Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). İlacın piyasada görünmesi için onun onayı şart ve o da kolay kolay onay vermiyor. İlacın yan etkilerinin yeteri sayıda denekte denenmiş olması, belli bir başarı oranını yakalamış olması ve yan etkilerinin tolere edilebilir ya da tedavi edilebilir olması gözetiliyor. Bu nedenle bu izinleri almak yıllar sürebiliyor.

Sözün kısası FDA yakın zamanda melanoma, lenfoma, akciğer kanseri ve mesane kanserinin de aralarında olduğu bir dizi kanser türü için bazı ilaçları onayladı. Hatta FDA bu mayıs ayı içinde, Keytruda ( pemrolizumab) isimli bir ilaca da onay verdi ki, bu ilaç kanser türünden bağımsız olarak, çocuklarda ve yetişkinlerde, genetik bozukluğa bağlı olan tümörlerin tedavisi için kullanılacak. İlaç firmaları arasında bu konuda bir yarış var.

Tabi ki myeloma için de, hangi proteinlerin etkin olduğu ortaya çıkacak ve yeni ilaçlar gelecektir. Buna şüphe yok. Asıl sorun (mekanizmanın nasıl çalıştığının anlaşılması) aşıldı ve bu aşamada Aziz Sancarın mikroskobu da büyük rol oynadı.

2- Özel eğitimli savaşçı hücreler (T hücreler)

Burada tamamen farklı bir mantık var. T hücreleri, sizin bağışıklık hücreleriniz. Sizin kanınızdan ayıklanarak alınıyor, gen yapıları ile oynanıyor. Ona yeni savaş taktikleri, komutlar yükleniyor ve bu prototipten milyonlarcası (bir ordu) üretiliyor. Sonra… Kana geri veriliyor. Ve savaş başlıyor.

Peki var mı böyle tedaviler? Var. Son olarak iki farklı firma FDA'dan  onay aldı. Biri lenfoma diğeri de lösemi için. Myeloma için olan çalışmalar henüz klinik seviyede, yani ilaç olarak piyasaya çıkmadı ama denenmekte. Örneğin myeloma testleri için, aşağıdaki resimde aynı hastanın tedavi öncesi ve sonrası PET Scan görüntüleri var. Sonuç inanılmaz görünüyor. Myeloma önemli ölçüde temizlenmiş… Çoğu hastada başarılı sonuç alınmış ve hastalık "tam baskılama - complete remission" seviyesine çekilmiş. Yine de sonuçların iyileştirilmesi için çalışıyorlarmış .

Bu aslında çok zor ve riskli bir iş. Bu agresif orduyu kontrol altında tutmak, sadece kanser hücrelerine saldırtmak çok çok hassas bir gen programlaması gerektiriyor. Bu da ileri teknoloji ve bilgi demek. Genlere doğrudan müdahale etmek nelere yol açar? Unutmayalım ki, şempanze ile insan arasındaki gen farklılığı %2. Öhöm.. bilmem anlatabildim mi? Genlerle oynamak çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor ve daha kötüsü arızalar hemen değil, zaman içinde ortaya çıkabiliyor. Yine de bu tedavi hastalığa kesin çözüm gibi görünüyor.

Aynı "ayarlamaların" hücre ömrünü uzatmak, hatta ölümsüz kılmak için yapılabileceğini belirtmeme gerek var mı? Zaten çok yakında, spesifik bir organı hızla tedavi eden (örneğin göz, böbrek), ya da yaşlanmayı yavaşlatan - durduran - hatta geri çeviren (gençleştiren), zekayı arttıran ilaçların gelmesi bekleniyor. Evet, bu gerçek, şakası yok.

Şüphesiz bunlar çok maliyetli çalışmalar ve sonuçları öncelikle zenginlerin kullanımına sunulacaktır. Amerika'nın en zengin adamları kurdukları gen araştırma şirketlerinde bu konuya yoğunlaşmış durumdalar ve inanılmaz paralar harcıyorlar. İlaçları da ucuz olmayacaktır. Fakat zaman içinde, ilk yatırım maliyetleri çıkarıldıktan ve rekabet ortamı sağlandıktan sonra, bu ilaçların ucuzlaşması beklenebilir. Ölümsüzlük iksiri kapının ardında yani.

Şahsi kanaatim bir beş yıl içinde myelomanın yenileceği ama başlangıçta bu tedavilerin çok pahalı olacağı şeklinde. Yine de bir kanser hastasının devlete olan maliyeti göz önüne alındığında, devlet tedavi masrafını göze alabilir. (Mali açıdan daha akıllıca olabilir). Oysa gönül bu araştırmaların ülkemizde, üniversitelerimizde, devlet destekli kurumlarımızda yapılmasını arzu ediyor. Rusya, Hindistan, Küba'da olduğu gibi.

Bazılarınız diyebilir ki, "her seferinde beş yıl diyorsun, gelmedi şu beş yıl..". Hayır geldi aslında. Diğer ilaçlardan, tedavilerden sonuç alamamış, ağır durumdaki hastalar bu tedavileri alıyor şu anda Amerika'da. Üstelik sadece Amerika da değil, Çin'de de benzer araştırmalar var. Aynı bilgi ve teknoloji düzeyindeler. Kimbilir benim bilmediğim ne çok laboratuvar, araştırma enstitüsü var çeşitli ülkelerde. Kimse boş oturmuyor. Birer ikişer çalışmaların sonucu ilaca, tedaviye dönüşmeye başlıyor.

Eloğlu, iki önemli problemle (ortalama yaşam süresinin aşırı uzaması ve robot teknolojisinin iş gücüne katılması) nasıl baş edeceğini düşünüyor. Yakın gelecekte meslekler, iş yapma şekilleri, eğitim radikal şekilde değişecek. Aslının fonksiyonlarını aynen yerine getiren yapay organlar kullanmaya başlayacağız. Ağrıyan diz eklemlerimizi , polikarbon diz eklemleri ile değiştirip, iflas eden böbreğimiz yerine kendi kök hücrelerimizden laboratuvarda büyütülen yeni böbreği takdırabileceğiz örneğin. Şimdi masal gibi gelen tüm bu gelişmeler bir kaç yıl içinde hayatımıza girecek.

İşin acı yanı şu: Biz bu bilgi ve teknolojilerin üreticisi değil, müşterisi konumunda olacağız. Gittikçe bozduğumuz eğitim sistemimizle, okullarımızla uygar dünyadan daha da dışlanacağız. Fizik, matematik, kimya, biyokimya, quantum fiziği, quantum biyoloji, astronomi, gen bilimi, mantık, felsefe... Bu kavramlara zaten yakın değildik, artan bir hızla da uzaklaşıyoruz. Hala zeytinlikleri kesip maden çıkarırsak kalkınırız diye düşünenler var. (Ya da başka hesaplar var). O kadar uzağız ki medeniyetten, medeni dünyadan... Bedelini çok ağır ödeyeceğiz... Neyse… Burada sussam iyi olacak galiba.

İşte T-Cell işi böyle. İngilizce bilenler, faydalandığım sitelere göz atabilir:


Kaynaklar:
https://www.cancer.gov/news-events/cancer-currents-blog/2017/car-t-cell-multiple-myeloma

https://www.cancer.gov/Common/PopUps/popDefinition.aspx?id=CDR0000772606&version=Patient&language=English

https://www.whatisepigenetics.com/what-is-epigenetics/

http://www.asco.org/about-asco/press-center/news-releases/car-t-cell-therapy-sends-multiple-myeloma-lasting-remission


11 yorum:

  1. Iyi akşamlar umıt bey..gercekten cok acıklayıcı olmus. .allah razı olsun sizden..sızin bu yazılarınızı okuyunc miyolem i normal bi soguk algınlığı gıbı gruyrum..merak ettığim şey acaba bu tedaviler ileri evre organ hasarı olanlarda da etkili oluyr mu??

    YanıtlaSil
  2. Yine gozukmemiş yazım.neden boyle oluyr ki.cok tesekkur ederim umıt bey cok acıklayıcı olmuş. insallah kokunden biter su hastalık. benim merak ettiğim acaba ileri evre ve organ hasarı olan hastalarda da etkili olur mu??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, zaten bu tedaviler genellikle çok ileri evrede olup, mevcut ilaçlarla devam edemeyenlerde deneniyor.

      Sil
    2. Mehraba. Antibiyotigin size iyi geldigini soylemistiniz o sirada hangi antibiyotigi kulandiginizi soyleyebilirmisiniz ?
      Revlimide direnc gelistiginde klaritromisin denilen antibiyotik ekleniyor en azindan bazi yenilikci ulkelerde boyle bu.

      Sil
    3. Sekiz yıl önceydi, hatırlamıyorum. Kayıtları karıştırmak lazım. Kaldı ki, bulsam bile beyne geçebilen ender antibiyotiklerdi. Herkesin kullanabileceğini sanmıyorum.

      Sil
    4. Klaritromisin imid (lenlodomide, thalidomid,pomalidomide) kullananlara 7.9
      ay kazandiriyor neredeyse tek basina verilen yuksek doz kortizon tedavisine esit

      Sil
    5. Bu yazdigim dexamethasone a direncli bireyler icin gecerli

      Sil
  3. Sizi çok seviyoruz Ümit Bey ...İyi ki varsınız
    Öyle bir yazı yazmışsınız ki soluksuz okudum Sanki bir savaş filmi canlandı gözümde:) Savaş filmlerinde de iyiler hep kazanıyor ve hep mutlu sonla bitiyor ...Biz kazanacağız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. slm herkese ..bi sorum olcakti..sedim hizinin yuksek olması hastalığın gldigini gosterr mi??

      Sil
    2. Sadece vücutta enfeksiyon olduğunu gösterir. Diş iltihabı da olablir, romatizma da... Envai çeşit enfeksiyon kaynağı var.

      Sil
    3. Allah razı olsun umit bey rahatladım. .

      Sil